Mevlana Şiirleri Ayrılık (sevgikutay)

•Aralık 31, 2007 • Yorum Yapın
Reklamlar

Ne oldu Gönlüm

•Aralık 31, 2007 • 1 Yorum

Ahlak

•Aralık 31, 2007 • 1 Yorum

kuranresmi001.jpg

Allah’ın insana biçtiği değer ve insanı dünyaya gönderirken ona yüklediği misyon fevkalade önemlidir. Aslında bütün bu temel ahlaki değerler, insan olmanın özüyle alakalı değerlerdir. Rabbimiz, insana rahmetinin bir tecellisi olarak ona iki büyük inayette, yardımda ve destekte bulunmuştur. Birisi, insana düşünce akıl ve onur vermiştir. İkincisi de onlara Kutlu Peygamberler göndererek, Kutlu Elçiler göndererek insanın, o verdiği aklın, düşüncenin, yüce değerlerin çizgisinde yürüyebilme iradesini güçlendirmiştir. Dinlerden söz etsek de aslında tek din söz konusudur. O da Hz. Adem’den itibaren bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhit dinidir. Din, insani değerleri yeniden ortaya koymaz; onları sadece onaylar, destekler, teyit eder. Aslında din, insana o değerlere bağlı kalarak yürüyebilme iradesi kazandırır.

Biz o değerleri kendi özümüzde, içimizde buluruz. Kendi dünyamızda, kendi durumumuzda buluruz. Ama dinin bize kazandırdığı irade ile o değerleri hayata geçirme bilincini ve gücünü kazanırız.

Dinle ahlak ilişkisi de burada başlar. Hangi açıdan bakarsanız bakın, dinle ahlakın yakın bağının olduğunu görürsünüz. İman, kişinin Yüce Yaratan’a bağlanması, güven kazanmasıdır. İmanla emniyet aynı kökten gelir. İnanmak demektir aynı zamanda kişinin kendine, dünyaya ve Yaratana güvenle, sevgiyle bağlanabilmesi demektir.

Ahlaki değerlerimiz, etik değerlerimiz toplumun ortak değerleridir. Kişilerin bireysel inisiyatifleriyle, zorlamalarıyla, sübjektif değerlendirmeleriyle tanımlanabilecek kadar sade, yalın ve köksüz değildir. İşte burada din önemli bir katkı sağlamaktadır. Din toplumun tarihten süzülüp gelen ve insan olmanın özüyle bağlantılı, ortak, ahlaki değerleri teyit ederek, onaylayarak bize ayrı bir güç kazandırmaktadır. Dikkat ederseniz Kur’an-ı Kerim’de sözgelimi ahde vefadan söz edilir, adaletten söz edilir, başkasının hakkına saygılı olmaktan, başkasını sevmekten, sevgiyle bir arada yaşamaktan söz edilir. “Düşmanınız da olsa adaletten ayrılmayınız” buyrulur. Tabi ki burda müslümanın müslümana düşman olmasından bahsedilmez. Böyle bir durum zaten mümkün değildir.

Peygamber Efendimizin hadislerine baktığınız zaman bir dizi ahlaki değeri ve o değerlerin davranışa dönüşme bilinicini görürsünüz. Zaten kendisi de “”Ben dünyada güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”” buyurmuştur.Burada işaret etmemiz gereken ikinci husus da bu ortak ahlaki değerlerin, kaygan zeminden kurtarılmış ortak ahlaki değerlerin, aynı zamanda bir hayat biçimi olabilmesidir.

Bu bakımdan görüşmelerimizin ana temasının etik davranış olmasını fevkalade önemsiyorum. Çünkü etik değerler tek başına bir şey ifade etmiyor. Etik değerlerin, artık hayatımıza girmiş, ayakları yere basan, yaşayan değerler olması önemlidir. Yoksa insanlar etik değerleri en güzel, en süslü kelimelerle ifade edip ona aykırı davranışlarla yaşayabilirler. Mesela bir düşünürümüz “”Ben ahlakın çok fazla konuşulduğu yerde rahatsızlık duyarım. Çünkü mutlaka ahlaka aykırı bir iş yapılıyordur, kanaatinde veya izleniminde olurum”” diyor

. Önemli olan etik değerlerin içimizde kökleşmesini, yerleşmesini ve tek başımıza da olsak düşünsel alanda dahi, ona aykırı davranmayı bir bakıma insaniyetimizi, onurumuzu ve yaratılış misyonumuzu kaybetme kadar tehlikeli görebilme bakışını kazanmamızdır.

Yoksa değerleri anlatmak ve konuşmak yetmez. O değerlerin davranış bilincine dönüşmesi gerekiyor. Herhalde toplumsal olarak da buna büyük ihtiyacımız var diye düşünüyorum.Elbette din seccade üzerinde kıldığımız namazdan ibaret değildir.

Yüce Yaratan’a el açıp dua etmemizden ibarette değildir. Ama onların bile dikkat edersek ahlaki davranışlarımıza büyük katkıları vardır. Hemen hatırlayalım, hepiniz bilirsiniz, Kur’an-ı Kerim’de çok özel bir ibadet olarak yer alan namaz ile ahlak arasında irtibat kurulur. Kur’an-ı Kerim’in bize anlattığına göre namaz, insanı bütün kötülüklerden alıkoymalıdır. Kur’an-ı Kerim bize, “kıldığınız namaz sizi bütün kötülüklerden alıkoyar” buyurur. Bir bakıma namaz bize, biraz önce ifade ettiğim etik değerlere uygun davranış bilinci kazandırır. Yüce Yaratan’ın huzuruna günde beş defa çıkan, iradesini yenileyen, O’nunla bağını yenileyen kişi, namazın dışında da bilincini ve O’nunla bağını devam ettirir ve herkese karşı böyle bir sorumluluk içinde davranır.

Bu bakımdan namaz ile ahlaki davranışlar, kötülükten kaçınma ve iyiliği, güzelliği yeryüzünde egemen kılma arasında kopmaz bir bağlantı vardır. Fakat insanlara kötülükte bulunan, kötülükten uzak durmayan, iyilik ve güzellik peşinde koşmayan kişilerin; İradesine kendisinin bile güvenmediği ve kişisel sohbetlerinde bunu dile getiren birilerinden ahlak namus gibi kavramları anlayabilmesi zaten beklenebilir bir davranış olmasa gerek.   Dini böyle anlamak, böyle anlatmak ve dinin güzelliğini aramızda bir sevgi bağı haline      getirebilmek. Dinin güzelliği sadece kişisel hayatımızı güzelleştiren ve bize sadece cenneti kazandıran bir değer, bir bakış, bir bağ olmamalı; aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan, birbirimizi daha çok sevmemize yol açan, daha insanca hayat düzeni kurmamıza imkan veren bir ışık olmalı, bir rahmet olmalıdır.

Zaten Kur’an-ı Kerim’de dinin ve Kur’an’ın rahmet olarak gönderilmesi bu demektir. Kişisel rahmet değil toplumsal rahmet. Birbirimizi daha çok sevmek, daha çok sevebilmek ve bu sevgi üzerine toplum hayatını inşa etmek inşallah. 

Not: Yazılarımıza diğer adresimizden devam edeceğiz inşallah. Yüreklerinde kin ve nefret barındırmayan, kardeşlerimiz davetlimizdir.

Görüşmek üzere…

Sevgiyle kalın inşallah.

Hayırlı Bayramlar…HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN;HUZURLU VE SAĞLIKLI BAYRAMLAR GEÇİRMENİZ DİLEĞİMLE;Sevgiyle kalın…

•Aralık 10, 2007 • Yorum Yapın

Çözemedim ENDER TEKİN/Hasretime

•Aralık 10, 2007 • 1 Yorum

Aşkı İlahi Bülbüller Sazda

•Aralık 9, 2007 • Yorum Yapın

  

Beni Kendinle Meşgul Eyle…

•Aralık 9, 2007 • Yorum Yapın

kiriktesti_gulveislam1.jpg

 

Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı.

Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü.

Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı.
O da;
 

“Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum.” diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı.
 

Bir ses duyuldu:
 

“Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz.”
Bu sözü işitince;
 

“Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma.” diye duâ etti.
Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı;
 

“Bu benim son namazımdır.” diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla;
 

“Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın.” diye duâ ederdi.

Rabbim(c.c.) Cümlemizi kendiyle meşgul olmayı nasip etsin inşallah.

Sevgi ile kalın…