Geç Alınan Karar

Günlerce aynada, ağlayan kadına bakıyorum. Durmaksızın ağlıyor, içini çeke çeke, hıçkıra hıçkıra ağlıyor tıpkı küçük bir kız gibi, kırk üç yılın sonunda artık. Sabah ağlayarak uyanan, akşam ağlayarak uyuyan kadını seyrediyorum. “Sende ölüyorsun biliyorum” diyorum, “Çok sürmeyecek, öleceksin. Avucundaki hayalleri gökyüzüne üfleyip, el sallayıp gideceksin. Ağla!” diyorum, “Son bir kez ağla! Biz suçlu değiliz demek için mi? Ağla kadın” diyorum aynadaki kadına, “Son kez ağla ve al avucuna hayallerini üfle artık gökyüzüne. Öl ve git diğerlerinin yanına ve bağırın hep birlikte herkese, herkes duysun ‘Sevgiyi öldürdüler, sevgiyi öldürdüler.’”

“Sevmek çok önemli kızım” demişti babam. “Sevmek çok önemli, insanlar sevgiyle yaşar. Sevgi her çılgınlığa değer.”

İşte bu yüzden tüm çılgınlıkları yaptım kendime sevgi adına. Bir aileyi kurmak uğruna, kendilerine dahi sevgi veremeyecek, kıt insanların sahte sevgilerine takılıp yaşamdan yaşama atlayıp, sevgisiz insanlara yaşattım tüm sevgimi ve hayallerimi, hayallerimi alıp gittiler anlamsız yaşamlarına. Düşünceler alıyor beni, nefret etmek istemiyorum. Nefret etmekten nefret ediyorum. “Keşke” diyorum “Baba, keşke o gün seni camda beklerken, çıkıp köşeden geri dönseydin… Bir çılgınlık yapsaydın geri dönseydin bana. En büyük devrimi olsaydı hayatının. Bozulmuş bir düzeni ve düzenin kırdığı insanları kurtarmak adına… Keşke baba, keşke kendini feda etseydin.”

Kendimi seyrediyorum, o saf kadını seyrediyorum. Dünya bomboş bir oda gibi, bir köşesine büzülmüş, ellerini yüzüne kapatmış, artık camın önünde kimseyi beklemeyen, hiçbir şey görmeyen, duymayan, dizlerine sarılmış büzüldüğü köşede bir şeyler mırıldanan bu saf kadını seyrediyorum. Alay etmek geliyor içimden hatta ona vurmak. Bir müzik olmalı artık, bir müzik… “The House of Rising Sun” çalsa keşke, en azından Sezen Aksu bir şeyler söylese. Bana bu yaşam diliminde yaşadığım tüm şeyleri anlatsa birisi. Neden olduğunu? Niye böyle olduğunu? Bir kadın daha ölmekte. İçimi yumrukluyorum, “Çıkarın beni buradan, kurtarın beni buradan. Allahım ben buradayım, al beni…”
***

Birileri olmalı, elimden tutacak birisine ihtiyacım var. Ne yapacağıma karar veremiyorum aklım karışık. Üst katta ki komşumun evinde tanıştığım Emine hanım beni çok seviyor, her gün geliyor beni ziyarete ve çok dindar bir kadın. Bohçacılık yapıyor ev ev dolaşıp örtüler satıyor, mevlit okuyor nazarlara geldiğimi söyleyip okuyup üflüyor her yanımı ve türkçe bir Kuran veriyor. Okuyorum, okuyorum , okuyorum…
Tamam diyorum sonunda ve Emine hanımın sattığı baş örtüsünü bağlıyorum başıma. Aynada kendime bakarak . Herkes saçmalama diyor aldırmıyorum…

“Allahım ne olur…” dedim içimden, “Anneme ruhumdaki acı dolu duyguları hissettirme, bu ona yeter” dedim. “Benim nasıl yaşamamı düşledi ise hayatta, öyle yaşadığımı sansın. Bu onun en güzel cenneti olur. Ona öyle bir cennet ver Allahım…”

Televizyona baktım, bir cami dolusu günahkar kul mevlit dinliyor. Karanlıkta, kırışmış gözlerini yukarılara kaldırarak, alınlarını kırıştırıp, yüzlerine acıklı bir ifade vererek, öne arkaya sallanıp mırıldanan dudaklar ile yalvarıyorlar. Ne kadar masum olmaya çalışsa da şu arada oturan yaşlı adam, kaşları çatık gezmiş tüm yaşamında, saklayamıyor, yüz ifadesini değiştirmeye çalışıyor ama başaramıyor. Artık sona yaklaşmış olduğunu biliyor, yüzünü eğip büküyor, mümkün olsa birazdan yerde sürünecek sanırsınız. Neden bu kadar korkuyor? Dövdüğü, yaşamı zehir ettiği kadınlar ve çocuklar mı var arkasında? Küfrettiği, içip içip eve gelerek hakaretler ettiği insanlar mı bırakmış geride? Çalışmadığı günler, harcadığı paralar ve bilgisizliğe mahkum bırakılmış çocuklar mı vicdanını rahatsız ediyor? Ne kadar acındıracak şekil varsa takınıp yüzüne ‘Allah’ı ne kadar çok översem, o kadar affedilirim’ diye mi düşünüyor? İnsanlar büzüşerek, birbirlerine sokularak, ileri geri sallanıp bir şeyler mırıldanıyorlar ve bekliyorlar…

Alışveriş yapmam lazım aşağıdaki markete inip, ekmek alıp gelmeliyim. Emine Hocanın sattığı başörtüsünü takmak için aynanın önüne yürüdüm. İpek başörtüsünün kaymaması için önce, penyeden yapılmış, küçük bir bone takıyorum başıma. Daha önce bilmiyordum, başörtüsü kayıyor, alnımın üstünden saçlarım gözüküyordu. Emine Hocanın beni götürdüğü bir Kuran sohbetinde tanıdığım yaşlı bir kadın:
– “Aaa kızım… Baş böyle örtülmez, örteceksen tam ört” dedi ve yine Emine Hanım’dan satın aldığım boneyi takıp, saçlarımı iyice kapatmıştım.
Başörtüsünü bonemin üzerine takıp, çenemin altından iğne ile sağlamlaştırdım ve aynada kendime baktım. Örtü bana çok yakışıyor, bunun çok iyi farkındayım. Küçük oğlum, örtü taktığımda bana bayılıyor,
– “Çok güzel oldun anne” diyor.
Tüm arkadaşlarım çok kızgın,
“Saçmalama Sevgi!” diyorlar, “Çıkar şunu başından, bunca seneden sonra, hele böyle bir dönemde.

Sonra Aynada kendime bakıyorum, başörtüyle çevrelenmiş yüzüme baktım,
ve diyorum ki Başörtüsü en çok bana yakıştı.
Yüce Rabbimin emrine uymak bana yakıştı.

Rabbim cümlenize nasip etsin inş.

~ tarafından kutaysevgi Kasım 2, 2007.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: